Gençlere Sesleniyorum-49 DÜNYA ZİNETLERİNE ALDANMAYIN!…

Sevgili Gençler!…

Dünya, “üzerinde yaşadığımız yer yuvarlağı, ahiretin zıddı, doğduğumuz, yaşadığımız ve öldüğümüz küre”dir.

Kur’an-ı Kerim’de dünya hayatının inançsızlara süslü ve cazip gösterildiği, oysa bu dünya hayatının aldatıcı olduğu, asıl güzelliklerin ahiret hayatında bulunduğu anlatılmaktadır.

Çünkü bu dünya hayatı geçicidir. Ahiretteki hayat ise süreklidir.

Kur’an, bu dünya hayatının cazibesine aldanıp heva ve heveslerine kapılanları kınamakta ve mü’minlerin dünya ve ahret hayatının güzelliklerini birlikte istemelerini tavsiye etmektedir.

Peygamberimiz (s.a.v) Efendimiz de Müslümanların asıl ahiret için hazırlık yapmalarını, asıl önemi ona vermeleri gerektiğini bildirmiştir.

Bununla birlikte bu dünya işlerinden de el etek çekilmesini uygun görmemiştir.

İslam Büyükleri de, ehl-i dünya değil, tarik-i dünya olunmasını tavsiye etmişlerdir.

Yani dünyaya hırsla sarılmak, bağlanıp kalmak ve ahireti unutmaktan men edilmiş; dünyanın bir geçiş yeri, müslümanın da bir yolcu olduğu düşüncesiyle buraya, burada yetecek kadar değer verilmesi gerektiği öğütlenmiştir.

Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Nefsani arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara,  yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bunlar, dünya hayatının geçici menfaatleridir. Hâlbuki varılacak güzel yer, Allah’ın katındadır.” (Al-i İmran Suresi, Ayet: 14)

Dünya hayatının durumu; gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, insanların ve hayvanların yiyeceklerinden olan yeryüzü bitkileri o su sayesinde gürleşip birbirine girer. Nihayet yeryüzü ziynetini takınıp (rengârenk) süslendiği ve sahipleri de onun üzerinde kudret sahibi olduklarını sandıkları bir sırada; bir gece veya gündüz ona emrimiz (afetimiz) gelir de onu sanki dün yerinde yokmuş gibi kökünden koparılarak biçilmiş bir hale getiririz. İşte iyi düşünecek kavimler için ayetlerimizi böyle açıklıyoruz.” (Yunus Suresi, Ayet: 24)

İçinde bulunduğumuz dünya hayatı; “Her insanın, sonsuz olan ahiret yurduna kavuşmadan önce imtihan olduğu geçici bir mekân”dır.

“Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır. Büyük mükâfat ise Allah’ın yanındadır.” (Teğabun Suresi, Ayet: 15)

Sevgili Gençler!…

Dünya, Allah’tan korkup sakınanlarla, O’na nankörlük edenleri ayırt etmek için hazırlanmış bir imtihan yeridir. Rabbimiz, bu imtihan yerinde güzelliklerle çirkinlikleri, iyiliklerle kötülükleri, eksikliklerle mükemmellikleri bir araya koymuş ve kusursuz bir imtihan sistemi yaratmıştır.

İnsan, dünya hayatında çeşitli vesilelerle imtihan edilir. Bu imtihan; aile fertleriyle, kardeşleriyle, akrabalarıyla, komşularıyla, arkadaşlarıyla, karşılaştığı olaylarla, servetiyle, şöhretiyle, mevki ve makamıyla, korkuyla, açlıkla, sevdiği kişilerin ölümüyle vb. durumlarla imtihan edilir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Allah, iman ve amel derecelerinin ortaya çıkması, iman edenlerle etmeyenlerin açık ve net bir şekilde belli olması için çeşitli şekillerde kullarını imtihan etmektedir. Sonuçta Allah’ı hakkıyla tanıyıp, gerçek anlamda iman eden ve Salih amel işleyenler, iman etmeyenlerden ayrılacak ve ebedi saadete ereceklerdir.

Bu konuda Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

“İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece “İman ettik” demeleriyle bırakıverileceklerini mi sandılar?” ”Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır.” (Ankebut Suresi, Ayet: 2-3)

Bu dünya hayatında karşılaştığımız olayların Allah’tan gelen bir imtihan olduğunu bilmek ve bu imtihan ortamını, karşılaşılan her olayı metanetle ve sabırla karşılamak, güzel bir ahlak örneğidir.

Her insanın bu fani dünya hayatında fıtratına uygun olarak karşılaştığı imtihanların bir amacı, insanı imani anlamda olgunlaştırmak, onu sonsuz olan ahiret hayatına hazırlamaktır.

İnananların dünyada yaşadıkları imtihan konularının neler olabileceği ve bunlar esnasında gösterdikleri güzel tavır Kuran’da şu şekilde haber verilmiştir:

“Andolsun, Biz sizi  biraz  korku,  açlık  ve bir parça mallar(ınız)dan, canlar(ınız)dan ve ürünler(iniz)den eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele. Onlara (mü’minlere) bir musibet isabet ettiğinde,  derler ki: “Biz Allah’a ait (kullar)ız ve şüphesiz O’na dönücüleriz.” Rablerinden bağışlanma (salat)  ve rahmet bunların üzerinedir ve hidayete erenler de bunlardır.” (Bakara Suresi, Ayet: 155-157)

İnsan yukarıdaki ayetlerde ve “Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi,  şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz Bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya Suresi, Ayet: 35) ayetinde haber verildiği gibi her türlü olayla denenebilir.

Sevgili Gençler!…

İnsanın bolluk, zenginlik ve çok büyük nimetler içindeyken de Allah’ın razı olacağı güzel ahlakı göstermesi, Allah’a yönelmesi ve O’nun emir ve yasaklarına uyması çok önemlidir. Çünkü bolluk, dünyanın geçici süslerine dalan insan için bir fitne, bir imtihan konusudur. Ama imanlı bir insan ne kadar büyük nimetler içinde olursa olsun asla Allah’a karşı nankörlük etmez, servetini Allah’ın haram kıldığı yerlerde ve işlerde tüketmez.

İnsan bunun yanında hastalıkla, felaketlerle, iman etmeyenlerden gelen türlü baskılarla, incitici söz, iftira, tuzak, alay, zulüm gibi olaylarla da imtihan edilir. Fakat Müslüman bunların hepsinin imtihanın bir parçası olduğunu bilir ve bunlara sabır göstermenin güzelliklere açılan bir yol olduğunun şuuru içinde yaşar. Gerçek mü’minler, zenginliği Allah’ın rızasını kazanmaya vesile olması için isterler.

Dünya hayatında maddi ve manevi büyük nimetlere mazhar olan Hz. Süleyman (a.s)ın diliyle servetin ne için isteneceğini Kur’an-ı Kerim bize şöyle haber veriyor: “(Hz. Süleyman) Gerçekten ben, mal sevgisini Rabbim’i zikretmekten dolayı tercih ettim, dedi…” (Sad Suresi, Ayet: 32)

İşte bunun içindir ki zenginlik, yalnızca Allah rızası için istenir.

İnkârcıların hayrı engelleme maksadıyla yaptıkları zorbalıklar da inanan insanlar için bir imtihandır.

Bu durumda mü’min, “Andolsun ki mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz; sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve müşrikler- den birçok üzücü sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve takva gösterirseniz, muhakkak ki bu, (yapılacak) işlerin en değerlisidir.” (Al-i İmran Suresi, Ayet: 186) ayetinin hükmü gereği, bunların hepsinin imtihanın bir parçası olduğunu bilir ve bunlara sabır göstermenin sonsuz güzelliklere, sevinç ve mutluluklara açılan bir yol olduğunu unutmaz.

Mümin, hastalıklarla da imtihan edilir. Hastalığın Allah’tan gelen bir imtihan olduğunun şuuru ile hareket eder. Kendisine isabet eden ağır hastalıkta, bunun Allah’tan gelen bir imtihan olduğunun farkına varan ve yalnızca Allah’tan şifa ve yardım dileyen Hz. Eyüp bu konuda çok güzel bir örnek teşkil eder.

Mü’min açlık ve fakirlik imtihanı ile de karşılaşabilir. Bu durumla karşılaşan bir mü’min, bunun Allah’tan geldiği bilinci ile hareket eder, sabreder, isyan etmez. Ancak bu durumda Şeytan, zayıf imanlı kişilere açlık ve fakirlik korkusu verebilir.

Bu durum Kuran-ı Kerim’de şöyle haber veriliyor:

“Şeytan, sizi fakirlikle korkutuyor ve size cirmirliği telkin eder. Allah ise, size Kendisi’nden bağışlama ve bol ihsan (fazl) vadediyor. Allah (rahmetiyle)  her şeyi kuşatan ve bilendir.” (Bakara Suresi, Ayet: 268)

Müminler, canlarının, mallarının ve sahip oldukları her şeyin Allah’a ait olduğunu, rızkı verenin de alanın da Allah olduğunu bildikleri için, bunlarda meydana gelen bir eksilme onların ahlaklarını, düşünce yapılarını ve Allah’a olan sadakatlerini asla etkilemez.

Sevgili Gençler!…

Bazı insanlar; ölüm, gelecek, sevdiklerini kaybetme ya da başarısızlık gibi korkularla imtihan olduklarında her şeyin “kader” olduğunu unutma gafletine düşebilirler. Oysa bunlar şeytanın kalplere korku salmak için verdiği telkinlerdir ve iman etmeyen insanların bakış açılarının ne kadar dar ve sadece dünya hayatı ile sınırlı olduğunu ortaya koyar. Çünkü dünyada kazanılan bir şeyin yitirilmesi için üzüntü veya korku duymaya gerek yoktur. Yüce Allah dünyada verdiği sınırlı nimetlerin benzerini ve daha da fazlasını cennette kat kat arttırarak mümin kullarına verecektir.

Gerçek mü’minler: sevdikleriyle beraber karşılıksız, çalışmadan ve yorulmadan en temiz yiyecekleri yiyecekler, büyük bir mülk ve nimete erecekler, kendilerine sevgiyle tutkun, hep yaşıt eşlere kavuşacaklar, ebedi kılınmış gençliğe, güzel ve temiz giysilere sahip olacaklar. Hüzün, kin, sıkıntı, bıkkınlık gibi insanı manevi anlamda yıpratan özelliklerden arınmış olacaklardır. “…Orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet (zevk) aldığı her şey var. Ve siz orada ebedi kalacaksınız…” (Zuhruf Suresi, Ayet: 71) ayetiyle haber verildiği gibi bu inananlar için elbette çok büyük bir müjde ve sevinç vesilesidir.

Şeytanın en büyük hile ve tuzaklarından biri, insanı ebedi olan ahiret hayatını düşünmekten alıkoyup geçici dünya hayatına yöneltmektir. Bunun için insanlara mal ve servet tutkusunu ya da sapkın eğlenceleri süslü göstermeye çalışır. Dolayısıyla bu süsler de kişiye birer imtihan oluşturabilir.

Kur’an-ı Kerim’de bu gerçek şöyle bildiriliyor:

“Bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız ancak bir fitnedir (imtihan konusudur). Allah yanında ise büyük bir mükâfat vardır.” (Enfal Suresi, Ayet: 28)

Şeytanın tuzaklarından biri de şüphesiz, “öfke ve kin”dir. İnsanların işlerinin planladıkları gibi gitmemesi durumunda, yakınlarına sinirlenip kızmaları, günlük yaşamın bir parçası olan örneğin trafik sıkışıklığı gibi durumlarda öfkelenip Kuran ahlakına uygun olmayan tavırlar sergilemeleri şeytanın tuzaklarındandır.

Bu imtihan dünyasının en büyük sırlarından biri, iman edenler için mutlak bir kazançla noktalanmasıdır. En büyük kazanç ise hiç şüphesiz, iman edenlerin bu imtihanlar karşısında gösterdikleri güzel ahlak, cesaret ve metanetin, onların ahiretteki karşılıklarını ve derecelerini artıracak olmasıdır.

Allah Kuran-ı Kerim’de mü’minleri şöyle müjdeliyor:

“Hiç şüphesiz Allah, müminlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır…” (Tevbe Suresi, Ayet: 111)

Dünya hayatında karşılaştığımız imtihan ortamlarını kolaylaştıran çok önemli sırlardan biri de şüphesiz Allah’ın takdirine razı olmak, kısacası “Kadere Teslimiyet”tir.

Müslüman, Yüce Allah’ın her şeyi bir kader üzere yarattığını ve başına gelenlerin sadece Allah’ın dilemesiyle gerçekleştiğini bilir. İnsanların hayatlarını tüm ayrıntılarıyla yaratan Allah’tır.

Yeryüzünde meydana gelen küçük büyük tüm olayların Allah’ın dilemesiyle gerçekleştiğini Kur’an-ı Kerim bize şu Ayetle bildiriyor:

“Gaybın anahtarları O’nun (Allah’ın) Katındadır, O’ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez;  yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve her şey) apaçık bir kitaptadır.” (En’am Suresi, Ayet: 59)

Bu nedenle de insanın imtihanı, aslında başı ve sonu belli olan bir imtihandır.

Sevgili Gençler!…

Geçmiş, gelecek ve içinde yaşadığımız an, Allah Katında birdir; hepsi olup bitmiştir. Biz ise bu olayları ancak zamanı geldiğinde yaşayarak öğreniyoruz. İşte bu “kader ilmi” inkârcıların vakıf olamadıkları büyük bir ilimdir.

Müslümanların dünya ve ahiret hayatındaki tüm zorluklara ve imtihanlarına güzel bir sabır göstermelerine vesile olan da bu ilimdir.

Bu konu Kur’an-ı Kerim’de şöyle haber verilmektedir:

“Allah’ın izni olmaksızın hiçbir musibet (hiç kimseye) isabet etmez. Kim Allah’a iman ederse, onun kalbini hidayete yöneltir. Allah, her şeyi bilendir.” (Teğabün Suresi, Ayet: 11)

Gerçek mü’minler, bu ayette bildirildiği gibi, başlarına gelen her şeyin bir kader üzere gerçekleştiğini bilmenin rahatlığını ve huzurunu yaşarlar.

&s tarafından.|2023-12-06T21:36:53+00:00Aralık 6th, 2023|Makaleler|Yorum yok

Siz de fikrinizi belirtin

Go to Top